Image Hosted by ImageShack.us YASAM KOCLUGU - YAŞAM KOÇLUĞU ::get in stressless and spiritual mood of life :: - Blogcu



YAŞAM KOÇLUĞU ::get in stressless and spiritual mood of life ::

Image Hosted by ImageShack.us

14/4/2006 - YAŞAM KALİTESİ

Kategori: Image Hosted by ImageShack.usYASAM KOCLUGU

YAŞAM KALİTESİ

YAŞAM KALİTESİ Yaşam ve Kalite. Son derece sübjektif ve o nispette de rölatif iki kavram. Önce yaşama ve insana bir göz atalım. Yaşam konusunda temelde iki ana kavram mevcuttur. Nüanslar bu iki kavramın altında şekillenir. 1. Bu dünya öteki dünyaya hazırlık yapılan bir imtihan alanı. Gerçek ve sonsuz hayat öteki dünyada. Tanrı'ya inanır, dini vecibelerini yerine getirir, dua eder, yakarırsan o sana istediğini verir. 2. Cennet de cehennem de bu dünyada. Bir kez de gelsek . defalarca da gelsek. Kendine inanır, çok çalışır ve bir şeyi yürekten istersen, sen o arzuna ulaşırsın. Bunu şu şekilde özetleyebiliriz: He will make it happen, you will make it happen. İnandığımız yolu anlatmak için söze başlarken seçtiğimiz özne, inandığımız yol konusunda derhal ipucu verir: O diyor ki, kitap diyor ki, ben diyorum ki. Peki insan nedir? Bütün insanlar .ben.dir. .Ben. demeyen veya hissetmeyen, başka bir deyişle kendisini canlı-cansız diğer bütün varlıklardan bilinçli olarak ayıramayan hiçbir şey insan değildir. Ancak insan kendini öteki insanlar da dahil, diğer bütün gerçeklerden ne kadar ayırırsa ayırsın, varolması o gerçeklere ve nesnelere bağlıdır. İnsan, adına evren dediğimiz sonsuz derecede birbiriyle ilişkili ve farklı bileşkenler kitlesinin mini minnacık bir ayrıntısıdır. Fakat insan bu evrenin ağaçlar, yıldızlar, hayvanlar ve öbür insanlar gibi diğer ayrıntılarından farklıdır, zira kendinin birey ve tek olduğunun bilincindedir. .Ben. vücuttur. Kişi kaçınılmaz biçimde vücuduna bağlıdır. Vücut sağlıklı olduğu ve ihtiyaçları karşılandığı sürece kişinin zihnini sürekli meşgul etmez. .Ben. beceriler ve davranış biçimleridir. Kişinin bütün becerileri ve davranış biçimleri alınıp yerine başka bir grup beceri ve davranış biçimi konsa, aynı kişi olmaktan çıkar. .Ben. anılardır. Anılarımız sadece bize aittir. Paylaşılması mümkün değildir. .Ben. amaçlar ve ideallerdir. Aynı zamanda sorunlar, yenilgiler ve umutsuzluklardır. .Ben., çevresiyle ilişkileridir; çevresinden aldığı ve çevresine verdiğidir.

http://www.blogcu.com/alpergurayaydin

.Ben. bütün düş etkenlerin bıraktığı izlerdir. Ancak kişi bütün bu fizik, beceri, anı ve duyguların bir yığını değildir. Kişi bu ayrıntıların belirli bir düzen içinde sıralandığı bir mozaiktir. Parçalar yığın halinde bir araya gelse hiçbir şey ifade etmez. Rastgele sıralandığında da ortaya çıkan şey güzel değildir. İnsan denen mozaikte parçaların her biri sağlamsa ve tek bir uyumlu düzen içinde yerleşmişse sonuç olağanüstü kalitede bir insandır. Bu parçaları doğru yerleştirmek yaşama sanatıdır. Yaşama sanatını geliştirmiş bir kimse yaşam kalitesini yakalamış demektir. Yaşam kalitesini yakalamış insan huzurlu insandır. Huzur kişinin kendisi ve çevresiyle barışık olmasını, belli bir gücü ve başarıyı da içeren, mutluluktan öte bir duygudur. Huzurlu insan iyi tasarımlanmış bir makine gibi güçlü ve yararlı bir şekilde aktiftir. Gücü ve yararlılığı, tıpkı makineninki gibi, dengeli ve düzenli hareketten, birçok faktörün belli bir hedef için uyumlu işbirliğinden doğar. Huzurlu insan nereye gitmek ve ne yapmak istediğini bilir. Benliğinin bütün parçaları uyum içinde çalıştığından önemli işler başarır. Sorunları çözer, büyük buluşlar gerçekleştirir, yeni güzellikler yaratır. Kendi yaşamını kontrol eder; yaşamın kendisini sürüklemesine izin vermez. Bütün bunlar yaşamda kaliteyi yakalamış bir kişinin iç dünyasından gelen özelliklerdir. Az önce sözünü ettiğimiz gibi, insan iç ve dõş dünyadan oluşan bir bütün olduğuna göre, kişinin huzurlu olması için dış etkenlerin de belli bir kaliteye ulaşması gerekir. Bunun için de yaşadığı ülkede bir takım asgari standartların bulunması şarttır. GELİŞME Dünyadaki bütün ülkeler gelişme deyince genelde ekonomik büyümeyi hedef alırlar. Böylece terimin sosyal içeriği boşaltılmış olur. .Gelişme. sözcüğünün kendisi de yeterli değildir: belli bir hedefe doğru ilerlemek demektir. .Gelişmekte olan. ile .gelişmiş. ülkeler terimleri arasındaki anlam farkı hedefin bol tüketim düzlemine ulaşmak olduğunu, bu düzleme gelişmiş ülkelerin ulaştığını, gelişmekte olan ülkelerin bu uğurda çaba sarf ettiğini çağrıştırır. Oysa böyle bir düzlem yoktur. İnsan çok boyutludur. Tek bir ekonomik büyüme boyutuna indirgenemez. İnsanı bütünüyle ele alan, yaşam kalitesinde sürdürülebilir iyileşmeye dayanan politikalarõn zamanõ gelmiştir. Bu kesintisiz, dinamik bir eylem olacaktõr. Statükoyu korumaya yönelik politikalara, eylemsizlik mazeretlerine yer yoktur. Kantite ve kalite, başka bir deyişle nicelik ve nitelik bir noktaya kadar birlikte ilerler. Sonra yolları ayrılır. O noktadan sonra insanlık için niceliğin önemi kalmazken nitelik derinleştirilebilir, güçlendirilebilir. Bu yüzden yaşam kalitesinde sürdürülebilir iyileştirmeden söz edilebilir. Gerçekten de yaşam kalitesinde sürdürülebilir iyileştirme kişinin ve ülkenin hedefi olmalıdır.


http://www.alpergurayaydin.com

Bu konuda en birinci öncelik tartışmasız temel ihtiyaçların karşılanmasına verilmelidir. Yoksullukta nicelik ön plana çıkar zira yaşam kalitesinden söz edebilmek için belli bir nicelik şarttır. Ancak yaşamak için şart olan bu miktarın üzerindeki nicelik, insanlar için yalnızca yaşam kalitesine katkıda bulunduğu oranda önem kazanır. Yaşam kalitesinin pek çok bileşkeni vardõr: sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanma, yeterli beslenme ve korunma, sağlıklı bir çevre, hak, fırsat ve cinsiyet eşitliği, günlük yaşama katılma, saygınlık ve güvenlik. Bu bileşkenlerin hepsi tek tek önemlidir; birinin bile eksikliği kişinin .ben kaliteli bir yaşam sürüyorum. duygusunu zedeler. Dahası, yaşam kalitesinin .toplamı. veya .ortalaması. alınamaz. Bu yüzden yaşam kalitesinin tanõmlanmasõ ve ölçümü zordur. İnsanların yaşam kalitesi diye adlandırdığı çoğu şey kültürel esaslıdır. Tek bir toplumun içinde bile yaşam kalitesinin ne olduğu alt kültürlere ve bireylere göre farklõlõk gösterir. Örneğin .bir lokma bir hõrka. felsefesi bazõlarõnca saygınlık olarak görülürken, bazılarınca da kendine eziyetten başka bir şey değildir. Kalitenin öznelliği (sübjektifliği) ve göreceliği (rolatifliği) çeşitli anlatımlarda da vurgulanmıştır. Zengin olup soğanın cücüğünü yemeyi hayal eden çoban gibi. Necati Cumalı.nın Pembe Kadını.nda da Pembe Kadının eşi kaliteli bir yaşam beklentisini .kasabaya inip bir somun ekmek ile yarım kg baklava almak ve bir lokma ekmek, bir lokma baklava. diye tarif eder. Buna karşılık Wall Street-Borsa filminde (GEIKO) Micheal Douglas Martin Sheen.e .ben sana milyonlarca dolardan, kendi özel jetine sahip olmaktan bahsediyorum. der. Ekteki karikatürler de yaşam ve kaliteye farklı bakış açılarını sergilemektedir. Kalitenin göreceliği konusunda en şirin fıkra ise otomotiv sanayiine aittir. Vaktiyle Doğu Blokundan bir otomobil fabrikasının yöneticileri Japonya.daki bir otomobil fabrikasõna yaptõklarõ tetkik gezisinde dizi dizi sıralanmış kafesler içinde kediler görürler. Bu kedilerin ne maksatla orda durduğunu sorduklarında Japon yöneticiler .Arabaların kalite kontrolunu bu kedilerle yapıyoruz. Üretimden çıkan arabaya akşamdan bir kedi koyuyor ve arabanın bütün kapılarını, camlarını kapatıyoruz. Sabah baktığımızda kedi ölmüşse araba kalite testinden geçmiş demektir; yaşıyorsa geçmemiş.. Doğu Blokundan ziyaretçiler çok yararlı bir şey öğrendiklerine sevinerek ülkelerine dönerler. Bir süre sonra Japon otomotivciler o fabrikaya iade-i ziyarete giderler. Bakarlar ki, orda da dizi dizi kafesler içinde kediler. .Ne güzel, öğrendiklerinizi hemen uyguluyorsunuz. derler. .Evet ama, bir farkla.der Doğu Blokun yöneticileri, .Biz kediyi akşamdan arabanın içinde koyup kapılarını, camlarını kapatıyoruz. Sabah kedi arabada hala duruyorsa, araba kalite testinden geçmiş oluyor; kaçmışsa geçmemiş.. Buraya kadar hep yaşamın ve kalitenin göreceliğinden, toplumsal, kültürel, sosyal, ekonomik farklılıklarından bahsettik. Şimdi biraz da dünyadaki tüm insanlar için geçerli olan ve yaşam kalitesinin ortak paydası olan, bir başka deyişle olmazsa


http://www.alpergurayaydin.com

olmazlara bir göz atalım. Yani bencilce tüketim ile benliğini herşeyden mahrum bırakma aşırı uçları arasında yer alan, evrensel kabul görmüş değerleri açalım. Güvenlik Artık dünyada insan güvenliği için yeni ve genişletilmiş bir kavram doğmaktadır. Güvenliğin milli savunma yönü küçültülmekte, toplumsal, ekonomik ve çevre yönleri vurgulanmaktadır. Bu yüzden biz de güvenlik kavramını halkı tam merkez alan daha insani bir boyuta taşımalıyız. Zaten güvenlik hayatı yalnız dış tehditler için değil, her bakımdan daha güvenli hale getirmek değil midir? İnsanlar kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla çeşitli önlemler alırlar fakat güvenliğin bir takım ön koşulları mutlaka mevcut olmalıdır ki bu önlemler işe yarasın. Zira çok .güvenli. bir ülkede pek çok güvensiz insan bulunabilir. Bugün insanların bir kısmı yoksulluk, işsizlik, açlık gibi yapısal güvensizlik içindedirler. Çoğunun tasasõ savaş çıkıp çıkmama ihtimali değil, günlük yaşamlarını etkileyen konulardır. Bu yüzden artık güvenlik kavramına ulusal güvenlik yanında halkın incinme, kaza, afet, açlık, işsizlik, hastalık ve şiddetten korunmasõ kavramı da eklenmelidir. Çevre güvenliği de git gide önem kazanmaktadõr, zira erozyon, hava-su kirliliği, ozon deliği, global õsõnma gibi çevre sorunlarõ hepimizin yaşam kalitesini kaçõnõlmaz biçimde etkiler. Sürdürülebilirlik Yaşam kalitesini insanlõğõn geleceği olarak görmek zorundayõz. Sürdürülebilirlik kavramõ Doğanõn kaynaklarõnõn sõnõrlõ olmasõndan doğmuştur. Doğa, çevrenin, toplumun ve bireylerin varlõk nedenidir. Sürdürülebilirlik yaşam kalitesi için hem bir ön koşul, hem de onun ayrõlmaz bir parçasõdõr. Hangi düzeyde olursa olsun yaşam kalitesi ve bu kalitedeki iyileşme sürdürülebilir olmalõdõr; aksi takdirde kalite düşecek ve gelecek kuşaklar için durum şimdikinden beter olacaktõr. Temel Haklar Tanõmlanmasõ hayli zor olan .yaşam kalitesi. kavramõnõn kökeni üç yüz yõldõr gelişmekte olan insan haklarõnda yatar. İnsanlar toplum içinde birbiriyle ilişki içinde yaşadõklarõndan fiziksel, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarõna yönelik temel haklara sahiptirler. Haklar, temel ihtiyaçlarõn devlet, aile, işveren veya uluslararasõ örgüt gibi kurumlar tarafõndan ikrarõ yani var olduğunun kabul edilmesidir. Haklar aynõ zamanda toplumlarõ ve bireyleri birleştiren iki yönlü ilişkinin içeriğini ve sõnõrlarõnõ tanõmlar.


Yaşam kalitesi insanlarõn fiziksel, sosyal ve psikolojik ihtiyaçlarõnõn karşõlanmasõyla sağlanõr. Bireyin ihtiyaçlarõnõn tatmini .hak. kavramõyla işlerlik kazanõr. Yaşama hakkõ ve kişisel güvenlik hakkõ en temel haklardõr. Vatandaşlarõn bunlara bir zarar geleceği korkusunu taşõmamasõ gerekir. Eşitlik Eşitlik, insanõn en köklü ihtiyaçlarõndan biridir. Haksõzlõğa uğradõğõmõz duygusuna bir kere kapõldõk mõ, yaşamõmõza kalite katan hiçbir şey zevk vermez olur. Eşitlik her bireyin, toplumun ve devletin saygõ göstermesi gereken bir ilkedir. Sosyal ve etnik gruplar/bölgeler arasõnda gelir ve güç eşitliği ile demokrasi ve doğrudan katõlõm bulunmamasõ veya liderlerin halkõn taleplerine kulak tõkamasõ çoğu zaman çatõşma doğurur. Bu durumlarda daha fazla katõlõm ve eşitlik çatõşma nedenlerini ortadan kaldõrabilir. Eşitlik yalnõzca eşit haklar veya yasalar karşõsõnda eşitlik değildir. Gerçek eşitlik, gerçek fõrsat eşitliği demektir. Bu da, geçmişteki haksõzlõklarõ düzeltmek için, şimdiye kadar dõşlanmõş bireyler veya gruplar lehine bir miktar eşitsizlik uygulanmasõnõ gerektirebilir. Örneğin TBMM.de kadõn parlamenterlere belli bir yüzde ayõrõlmasõ gibi. Eşitlik, kalkõnmanõn ileri aşamalarõna ertelenecek bir konu değildir. Ülke zenginleştiğinde önemini yitiren bir konu da değildir. Gelişmenin her aşamasõnõn vazgeçilmez ilkesidir. SONUÇ: Yalnõzca temel ihtiyaçlarõn karşõlanmasõnõn yetmediğinden, yaşam kalitesini iyileştirmenin kesintisiz bir süreç olduğundan söz etmiştik. Örneğin yasalarõn ve yargõnõn var olmasõ bir ülkede adaletin olduğunu göstermez. Hak aramak veya sizin hakkõnõza tecavüz edenin cezalandõrõlmasõnõ istemek gibi, ne sebeple olursa olsun yargõya başvurduğunuzda senelerce sonuç alamõyorsanõz, yaşam kalitesinden söz edilemez. Yasa ve yönetmeliklerin yalnõzca yasak olan şeyleri belirtmesi, geri kalan herşeyin serbest olmasõ gerekirken bizim yasalarõmõz serbest olan şeyleri belirtip geri kalan herşeyi suç sayõyorsa yaşam kalitesinden söz edilemez. Devlet ve ona ait kurumlarõn hatalarõnda bunun aksini kanõtlama yükümlülüğü size düşüyorsa, kurumun hatasõnõ düzeltmek için zamanõnõzõ ve paranõzõ harcõyorsanõz ve kanõtladõğõnõzda boşa giden emeğinizi kurum tazmin etmiyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Doktor hatasõndan, belediyenin hatasõndan, karayollarõnõn hatasõndan, elektrik idaresinin hatasõndan veya bir başka kurumun hatasõndan dolayõ siz veya bir yakõnõnõz sakat kalõyor veya ölüyorsa ve bunun sorumlularõ maddi-manevi hesap vermiyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez.



Bir işe, bir okula girerken potansiyel suçlu olarak görülüp savcõlõktan iyi hal kağõdõ getirmek zorunda kalõyorsanõz, iyi bir organizasyonla tek kişinin halledebileceği bir bürokratik işlemi tamamlamak için on masa ve binayõ dolaşmak zorunda kalõyorsanõz, yaşam kalitesinden söz edilemez. Trafik kazalarõnda her yõl savaş veya terörden kaybettiğimizden fazla can ve mal kaybediyorsak ve buna çare bulmak için hala gerekli önlemler alõnmõyorsa yaşam kalitesinden söz edilemez. Boşanma durumunda mal paylaşõmõ ilkesi yasalarda yer almadõğõ için bir kadõn ömrünü kocasõnõn bir nedenle onu terk edeceği , çoluğu çocuğuyla sokakta kalacağõ korkusuyla geçiriyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Siyasilerin büyük bir kõsmõ değil onbeş, yirmi yõl sonrasõnõ, bir yõl sonrasõnõ bile dikkate alan politikalar üretmiyorlarsa, bütün çabalarõ .günü kurtarmak. ise, bu yüzden ülke, toplum ve ekonomi bir o yana bir bu yana savruluyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Bireyler gerek geçim derdinden, gerek eğitim ve görgü yetersizliğinden, gerekse .adam sende.cilikten yaşadõklarõ topluma sahip çõkmõyorlarsa, inandõklarõ konuda seslerini duyurmuyorlarsa, kendileri gibi düşünenlerle veya düşünmeyenlerle tartõşma platformu yaratmõyorlarsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Kişi severek yaptığı bir işte çalışmıyorsa, ne iş olursa olsun en iyisini yapma, kendini geliştirme çabasını göstermiyorsa toplumun gözünde ve kendi gözünde değeri olmayacağından, yaşam kalitesinden söz edilemez. Kişi çocukluğunda, gençliğinde ve yaşlılığında bir sevgi çemberi içinde yaşamıyorsa, sevilmenin ilk şartının sevmek olduğunu bilmiyorsa, kendisini atılmış, itilmiş, değersiz hissediyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Kişi yapmak istediği tahsili değil, sınav sistemi dolayısıyla hevesinin ve yeteneğinin olmadığı bir branşta tahsil yapmak zorunda kalıyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevi yapması normal, yapmaması suç sayõlmasõ gerekirken, aksine görevini yaptığı zaman eleştirilip yapmadığı zaman kimse sesini çõkarmõyor, hatta alkõşlanõyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez. Yeterli sõklõkta spor tesisleri kurarak toplumun her kesiminden insana spor yapma imkanı sağlamak yerine ulusça futbola odaklanõyorsak, yaşam kalitesinden söz edilemez. Güzel bir manzara, güzel bir müzik, güzel bir bale gösterisi, güzel bir kitap, güzel bir sanat eseri kişiyi duygulandırmıyorsa, artısı olduğu için değil, eksisi olmadığı için haline şükretmiyorsa, yaşam kalitesinden söz edilemez.

 

Amacım karanlık tablolar çizmek değildir. Bilakis ne kadar çok yapılacak iş olduğunu anlatmak istiyorum. Bu bir süreç, sabõr ve mücadele işidir. Eğitim, katõlõm ister. Hollanda.da 400, İngiltere.de 1000 yılda gelinen noktaya 75 yõlda varamazsınız. Ama bu ülke 75 yılda inanılmaz bir mesafe katetmiştir. Bu haliyle bile bizim vatanõmõz, evimiz, yuvamõz, canımızdır. Kısa veya uzun, yurtdışına bir seyahate çıktığımızda özlemiyor muyuz? Koşa koşa dönmüyor muyuz? Kızım bir tarihte eğitim için İsviçre.ye gitmişti. Üç ay sonra .Baba, ben çok sıkıldım, daha fazla dayanamayacağım, dönmek istiyorum. dedi. Nasıl olup da İsviçre gibi bir ülkede bu kadar sıkıldığını sorduğumda cevabı, .Nasıl sıkılmayayım ki? Bu ülkede kediler bile kırmız ışıkta duruyor. oldu. Mevcut yapı içinde siyasi sistemin etkili bir parçası olamıyorsanız üçüncü sektöre yönelin; ideallerinize uygun size huzur ve mutluluk verecek bir veya birkaç sivil toplum örgütüne üye olun. Böyle bir dernek veya vakıf yoksa siz kurun. Akut.a, Tema.ya, Türk Eğitim Vakfõ.na, Beyaz Nokta Vakfõ.na, Sokak Çocuklarını Koruma Derneği.ne vs. ve daha yüzlerce başarılı sivil toplum örgütüne bakın. Ülkenizin, ailenizin, çocuklarınızın geleceğini başkalarına ihale etmekten vazgeçin. Biraz evvel sıraladığım ortak değerlere sahip çıkın, katılın, mücadele edin. Güçlü olarak en iyisini isteyin. You will make it happen.

::Sade :: (yok) :: ::Orta Şekerli :: :: ::Speacial::

Image Hosted by ImageShack.us

4/4/2006 - SU gibi...

Kategori: Image Hosted by ImageShack.usYASAM KOCLUGU

SU GİBİ

Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel,
su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez...

İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül,
ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın...

Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin...
Gürültünün parçası olursun sadece.

Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; su nasılsa burada,
lüzum yok ki suyu kana kana içmeye diye düsünürler...
Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden
su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın
en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için,
gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için
en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...

Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel,
su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez...

Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi
yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!..

Sen bir su ol... Ama rahmet ol, afet değil!
Su isen tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma,
ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!

Su isen bir bardağa sığabil ki; damarlara giresin!..

Su yüce Allahın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri...
Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel,
su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez,
tükenmez olduğunu da unutma.

Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi de
kiyametler koparıcı olabileceğini unutma...

Unutma; senin işin rahmet olmak, afet değil !

Vadiler varken önünde ve ovalar varken,
yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene.

Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe...

Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve
kaçılan olursun; seller, afetler gibi...

Tercih elindeydi hep ve hep de senin ellerinde olacak...

Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan
konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan
birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara!

Ama yapman gereken şu, değil mi?
Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini.
Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini,
kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin
anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...

Hatta anlayanların anladıklarının da senin anlattıklarının
ne kadarı olduğunu düşüneceksin...

Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek, en az
ama en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde
olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında,
vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de
fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!..

Demeyeceksinki, ben canım isteyince giderim iskeleye,
vapur da o saniyede gelmek zorunda!..

Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde
söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek,
anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..

Keşke öyle olsaydı. Keşke haklı olsaydın,
ama maalesef değil...

Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan
bir tavşan gördün mü hiç ?..

Veya önüne çıikan ağaçları dahi sürükleyen bir selden
susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ?

Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler,
beyni olan her yaratık gibi!

Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset...

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı...

Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla...

Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini;
girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

Hayat ver...
Vazgeçilmez ol !!..













::Sade :: (yok) :: ::Orta Şekerli :: :: ::Speacial::

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
get in stressless and spiritual mood of life..yaşam terapileri
Google
wwwgoogle